\n
Suriye’de Yeni Dönem: Türkiye ile Ticari İlişkilerde Stratejik İvme
Suriye’de son dönemde yaşanan köklü değişimler ve bölgede tesis edilmeye çalışılan yeni idari yapı, Türkiye ile olan ekonomik münasebetlerin seyrini kökten değiştiriyor. Uzun yıllardır devam eden istikrarsızlık sürecine rağmen ticari bağlarını tamamen koparmayan iki ülke arasındaki ekonomik hacim, yeni dönemin getirdiği iyimser hava ile birlikte yükseliş trendine girdi. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik ihracat rakamlarının geçtiğimiz yıl itibarıyla 2,5 milyar dolar barajını aşması, bu potansiyelin somut bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Türk iş dünyası, komşu ülkedeki normalleşme ve yeniden inşa sürecinde aktif rol alarak bu rakamı kısa vadede iki katına çıkarmayı hedefliyor.
Bölgedeki siyasi ve askeri dengelerin değişmesiyle birlikte, sınır hattındaki güvenlik endişelerinin yerini ekonomik entegrasyon tartışmalarına bıraktığı gözlemleniyor. Ticaret Bakanlığı verileri ve bölgedeki ihracatçı birliklerinin raporları, Suriye pazarının sadece temel gıda maddeleri için değil, aynı zamanda sanayi ürünleri, inşaat malzemeleri ve teknolojik altyapı hizmetleri için de büyük bir talep merkezi haline geldiğini ortaya koyuyor. Bu durum, özellikle sınır illeri olan Gaziantep, Hatay ve Kilis ekonomileri için yeni bir büyüme evresinin kapılarını aralıyor.
Ticari Hacimde Yükseliş Trendi ve İhracat Kalemleri
Türkiye’nin Suriye’ye gerçekleştirdiği ihracat, savaşın en yoğun olduğu dönemlerde dahi insani ihtiyaçlar çerçevesinde devam etmişti. Ancak son veriler, ticaretin niteliğinin değiştiğini gösteriyor. Geçtiğimiz yıl ulaşılan 2,5 milyar dolarlık ihracat rakamı, sadece acil yardım malzemelerini değil, aynı zamanda ülkenin günlük yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan geniş bir ürün yelpazesini kapsıyor. Gıda ve tarım ürünleri hala listenin başında yer alsa da, temizlik ürünleri, tekstil hammaddeleri ve hazır giyim sektörlerindeki artış dikkat çekiyor.
Ekonomi uzmanları, Suriye’deki yeni dönemle birlikte sanayi üretiminin yeniden canlanması için gerekli olan makine ve teçhizat ihracatında da ciddi bir ivme bekliyor. Türk firmaları, bölgedeki yerel üreticilerin ihtiyaç duyduğu yedek parça ve endüstriyel ekipmanların tedariki konusunda en avantajlı konumda bulunuyor. Coğrafi yakınlık, lojistik maliyetlerin düşük olması ve Türk mallarına olan aşinalık, bu ticari ilişkilerin sürdürülebilirliği açısından kritik bir rol oynuyor. Özellikle enerji nakil hatları, su arıtma sistemleri ve telekomünikasyon altyapısı gibi alanlarda Türk mühendislik firmalarının bölgeye olan ilgisi her geçen gün artıyor.
Sınır Kapılarının Ekonomik Entegrasyondaki Kritik Rolü
Türkiye ile Suriye arasındaki ticaretin can damarını sınır kapıları oluşturuyor. Cilvegözü, Öncüpınar ve Akçakale gibi stratejik noktalar, sadece mal geçişi için değil, aynı zamanda bölgedeki ekonomik canlılığın barometresi olarak işlev görüyor. Gümrük süreçlerinin modernize edilmesi ve geçişlerin daha hızlı hale getirilmesi yönündeki çalışmalar, ticaretin akışkanlığını artırıyor. Yeni dönemde, bu kapıların tam kapasiteyle ve daha sistematik bir şekilde çalışması, lojistik maliyetleri minimize ederek Türk ürünlerinin Suriye içlerine daha rekabetçi fiyatlarla ulaşmasını sağlıyor.
Lojistik ağların güçlendirilmesi, sadece Suriye pazarı için değil, aynı zamanda Suriye üzerinden transit geçişlerle Orta Doğu’nun derinliklerine ulaşmak isteyen Türk ihracatçıları için de hayati önem taşıyor. Geçmişte aktif olan ticaret rotalarının yeniden güvenli hale gelmesi, Türkiye’nin bölgedeki lojistik üs olma konumunu pekiştirecektir. Sınır bölgelerinde kurulan lojistik merkezler ve antrepolar, ticaretin kayıt altına alınması ve standartlara uygun şekilde yürütülmesi noktasında önemli bir denetim mekanizması oluşturuyor. Bu durum, her iki ülke arasındaki ticari güvenin yeniden tesis edilmesine katkı sağlıyor.
Yeniden Yapılanma Süreci ve Yatırım Fırsatları
Suriye’deki yeni dönemin en önemli başlıklarından biri kuşkusuz ülkenin yeniden inşasıdır. Yıllarca süren çatışmaların ardından tahrip olan şehirlerin, konut stokunun ve kamu binalarının ayağa kaldırılması, devasa bir yatırım ihtiyacını beraberinde getiriyor. Türk inşaat sektörü ve müteahhitlik firmaları, dünya çapındaki tecrübelerini bu coğrafyaya aktarmak için hazırlıklarını tamamlamış durumda. Çimento, demir-çelik, seramik ve elektrik malzemeleri gibi inşaatın ana kalemlerinde Türkiye, bölgenin en büyük tedarikçisi olma potansiyelini koruyor.
Yatırım fırsatları sadece inşaat sektörüyle sınırlı kalmıyor. Suriye’nin tarım potansiyelinin yeniden değerlendirilmesi, sulama projelerinin hayata geçirilmesi ve gıda işleme tesislerinin kurulması gibi alanlarda Türk girişimciler için ciddi iş birliği imkanları bulunuyor. Ayrıca, bölgedeki genç nüfusun istihdama katılması amacıyla kurulması planlanan küçük ve orta ölçekli sanayi bölgeleri, Türk modelinin Suriye’ye ihraç edilmesi anlamına gelebilir. İstikrarın kalıcı hale gelmesiyle birlikte, sadece ticaret değil, doğrudan yatırımlar ve ortak girişimlerin de gündeme gelmesi bekleniyor. Türk iş dünyası temsilcileri, bölgedeki yerel paydaşlarla kuracakları güçlü ortaklıklar sayesinde, Suriye’nin ekonomik kalkınmasına rehberlik etmeyi ve bu süreçten karşılıklı fayda sağlamayı hedefliyor.
Sonuç olarak, Suriye’deki yeni siyasi gerçeklikler, Türkiye ile olan ekonomik ilişkileri “yardım” odaklı bir yapıdan “ticari ve stratejik ortaklık” odaklı bir yapıya dönüştürüyor. 2,5 milyar dolarlık mevcut hacmin, bölgedeki güvenlik ve hukuki altyapının güçlenmesiyle birlikte çok daha ileri seviyelere taşınması kaçınılmaz görülüyor. Bu süreç, sadece iki ülke arasındaki refahı artırmakla kalmayacak, aynı zamanda tüm bölgenin ekonomik istikrarına ve barışına hizmet edecek bir motor işlevi görecektir.