\n
BM: Basra Körfezi Bölgesindeki Askeri Yığılmadan Dolayı Gerçekten Çok Endişeliyiz
Birleşmiş Milletler (BM), Orta Doğu coğrafyasında son dönemde tırmanan askeri hareketlilik ve özellikle Basra Körfezi çevresinde yoğunlaşan stratejik sevkiyatlar konusunda uluslararası topluma kritik bir uyarıda bulundu. BM Genel Sekreterliği tarafından yapılan resmi açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) ait USS Abraham Lincoln (CVN 72) uçak gemisi ve beraberindeki taarruz grubunun bölgeye konuşlandırılmasının ardından artan askeri yığılmanın “derin endişe kaynağı” olduğu vurgulandı. Küresel güvenliğin en hassas noktalarından biri olan bölgedeki bu hareketliliğin, istenmeyen çatışmaları tetikleyebileceği ve diplomatik çözüm yollarını daraltabileceği ifade edildi.
BM Sözcülüğü aracılığıyla kamuoyuna duyurulan değerlendirmelerde, bölgedeki askeri varlığın artırılmasının sadece bölgesel değil, küresel ölçekte de ciddi sonuçlar doğurabileceği belirtildi. Yapılan açıklamada, “Basra Körfezi bölgesindeki askeri yığılmadan dolayı gerçekten çok endişeliyiz. Mevcut durumun yanlış hesaplamalara veya kasıtlı olmayan gerilimlere yol açma potansiyeli, uluslararası barış ve güvenlik açısından büyük bir risk teşkil etmektedir” denildi. Birleşmiş Milletler, taraflara azami itidal çağrısında bulunarak, bölgedeki gerilimi düşürecek diyalog kanallarının açık tutulması gerektiğini hatırlattı.
Bölgesel Güvenlik ve Stratejik Dengeler Üzerindeki Etkiler
USS Abraham Lincoln uçak gemisinin Basra Körfezi ve çevresini kapsayan görev bölgesine intikal etmesi, bölgedeki askeri dengeleri yeniden şekillendiren bir hamle olarak değerlendiriliyor. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından stratejik bir caydırıcılık adımı olarak nitelendirilen bu sevkiyat, bölgedeki diğer aktörler tarafından ise bir tehdit unsuru olarak algılanabiliyor. Birleşmiş Milletler uzmanları, bu tür devasa askeri platformların dar su yollarında ve yoğun trafiğin olduğu bölgelerde bulunmasının, deniz güvenliği protokollerini karmaşık hale getirdiğine dikkat çekiyor.
Basra Körfezi, dünya enerji arzının merkezi konumunda bulunması sebebiyle küresel ekonomi için hayati bir öneme sahiptir. Özellikle Hürmüz Boğazı gibi stratejik geçiş noktalarının askeri hareketlilik nedeniyle risk altına girmesi, ham petrol fiyatlarından küresel tedarik zincirlerine kadar geniş bir yelpazede istikrarsızlığa neden olabilir. BM, askeri yığılmanın sadece bir güvenlik meselesi olmadığını, aynı zamanda küresel ekonomik istikrarı da doğrudan tehdit ettiğini savunuyor. Bu bağlamda, bölge ülkelerinin ve dış güçlerin askeri kapasitelerini artırmak yerine, deniz güvenliğini ortaklaşa sağlama yoluna gitmeleri gerektiği vurgulanıyor.
Askeri yığılmanın bir diğer boyutu ise bölgedeki vekalet savaşları ve yerel çatışmalar üzerindeki etkisidir. BM raporlarına göre, büyük güçlerin doğrudan askeri varlık göstermesi, bölgedeki yerel aktörlerin pozisyonlarını sertleştirmesine ve barış müzakerelerinden uzaklaşmasına neden olabiliyor. Basra Körfezi’ndeki bu yeni durumun, Yemen’den Suriye’ye kadar uzanan geniş bir hatta dolaylı etkiler yaratmasından korkuluyor. Birleşmiş Milletler, tüm ilgili tarafları 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde hareket etmeye ve seyrüsefer serbestisini korumaya davet ediyor.
Diplomatik Çözüm Arayışları ve BM’nin Rolü
Birleşmiş Milletler, askeri yığılmanın yarattığı gerginliği azaltmak adına diplomatik misyonunu en üst seviyede yürütmeye kararlı olduğunu açıkladı. BM Genel Sekreteri’nin bölge özel temsilcileri aracılığıyla yürüttüğü mekik diplomasisi, taraflar arasında doğrudan bir çatışma çıkmasını engellemeyi amaçlıyor. BM yetkilileri, “Silahların gölgesinde yapılan diplomasi, kalıcı bir barış getirmez. İhtiyacımız olan şey, karşılıklı güven artırıcı önlemlerin hayata geçirilmesi ve provokatif eylemlerden kaçınılmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Uluslararası toplumun büyük bir kısmı da BM’nin bu endişelerini paylaşıyor. Avrupa Birliği ve bölgedeki bazı tarafsız ülkeler, Basra Körfezi’nin bir askeri rekabet sahasına dönüşmemesi gerektiğini savunuyor. BM Güvenlik Konseyi üyeleri arasında konuya ilişkin görüş ayrılıkları devam etse de, genel kanı bölgedeki istikrarsızlığın kimsenin çıkarına olmayacağı yönünde. BM, özellikle nükleer anlaşma süreçleri ve bölgesel iş birliği formatlarının bu askeri yığılmadan olumsuz etkilenmemesi için taraflara rasyonel davranma çağrısı yapıyor.
BM’nin endişelerinin temelinde, geçmişte yaşanan benzer askeri yoğunlaşmaların küçük kıvılcımlarla büyük savaşlara dönüşmüş olması yatıyor. Tarihsel perspektiften bakıldığında, Basra Körfezi’ndeki “Tanker Savaşları” veya benzeri kriz dönemleri, bölgenin ne kadar kırılgan bir yapıya sahip olduğunu kanıtlar niteliktedir. BM, bu acı tecrübelerin tekrarlanmaması için uluslararası hukukun üstünlüğünün korunması gerektiğini belirtiyor. Silahsızlanma ve silahların kontrolü mekanizmalarının bölgede daha etkin bir şekilde işletilmesi gerektiği, BM’nin çözüm önerileri arasında ilk sıralarda yer alıyor.
Basra Körfezi’nde Artan Askeri Varlık ve Olası Senaryolar
USS Abraham Lincoln uçak gemisinin bölgeye gelişiyle birlikte, Basra Körfezi’ndeki toplam ateş gücü ve gözetleme kapasitesi en üst seviyeye ulaşmış durumda. Bu durum, bölgedeki istihbarat faaliyetlerinin ve devriye görevlerinin sıklaşmasına neden oluyor. Ancak askeri uzmanlar, bu denli yoğun bir askeri varlığın “yanlış alarm” veya “teknik hatalar” nedeniyle çatışma riskini artırdığı konusunda hemfikir. BM, bu teknik risklerin siyasi bir krize dönüşmemesi için taraflar arasında acil iletişim hatlarının (kırmızı hatlar) kurulmasını öneriyor.
Olası senaryolar arasında, deniz trafiğinin engellenmesi, insansız hava araçlarının (İHA) müdahalesi veya siber saldırılar gibi asimetrik tehditler ön plana çıkıyor. BM, hibrit tehditlerin arttığı bir dönemde askeri yığılmanın bu tehditleri daha da karmaşık hale getirdiğini ifade ediyor. Bölgedeki askeri varlığın kalıcı bir hale gelmesi endişesi, bölge ülkeleri arasındaki silahlanma yarışını da körüklüyor. Bu durum, eğitim, sağlık ve altyapı gibi insani kalkınma alanlarına ayrılması gereken kaynakların savunma sanayiine aktarılmasına yol açarak bölge halklarının refahını olumsuz etkiliyor.
Sonuç olarak Birleşmiş Milletler, Basra Körfezi’ndeki askeri tahkimatın bir an önce durdurulması ve bölgenin bir barış gölüne dönüştürülmesi için uluslararası toplumu sorumluluk almaya çağırıyor. BM’nin “gerçekten çok endişeliyiz” ifadesi, durumun ciddiyetini ve diplomasi için zamanın daraldığını gösteren bir alarm zili niteliği taşıyor. Önümüzdeki günlerde BM Güvenlik Konseyi’nin bu konuyu özel bir oturumla gündeme alması ve gerilimi düşürecek somut bir yol haritası üzerinde çalışması bekleniyor. Uluslararası kamuoyu, büyük güçlerin bölgedeki hamlelerini yakından takip ederken, barışın korunması için BM’nin arabuluculuk çabalarının hayati önemde olduğu bir kez daha tescillenmiş oldu.